20. yüzyıl dünyasının son şansı

  • 10 Mayıs 2012 Perşembe

Yunanistan ve kriz kelimelerini yan yana getiren haber ve yorumların bıkkınlık düzeyine geldiğini biliyorum. Ancak bu haberler ve yorumlar, ne yazık ki, gerçeği açıklamak konusunda oldukça kifayetsiz. Bunun da nedeni Almanya ağırlıklı bir dezenformasyon süreci. Batı basını, başından beri merkez Avrupa’nın krizini birkaç küçük ülkenin kriziymiş gibi açıklıyor. Şu sıralar bu hikâye İzlanda örneği verilerek şöyle devam ediyor; ‘batmış olan, çöp notuna sahip olan İzlanda’nın kurtuluşu euro birliğinden ayrı olmasına bağlıdır. İzlanda, bütçe, kur ve faiz büyüklüklerini belirleme özgürlüğü(!) olduğu için kurtuldu.’

Dikkat edin, İzlanda’nın çöp olan kredi notunu, en şaibeli derecelendirme kuruluşu olan, Fitch, ‘yatırım yapılabilir ülke’ seviyesine çıkardı. Arkasından Roubini’de Yunanistan drahmiye dönmezse kurtuluşu yok diye açıklama yaptı. Bu Roubini gibi adamları, tıpkı derecelendirme kuruluşları gibi, ‘birilerinin’ konuşturduğunu düşüyorum. Peki, bu niye yapılıyor? Hemen söyleyelim; dünya küresel sermayesi tek parça değil ve burada yeni sektörlerle eskiler arasında çok ciddi bir kapışma var. Bu, krizden çıkış ve kriz sonrası senaryolarında çok önemli strateji farklılıkları olarak karşımıza çıkıyor.

Krize kadar dünyayı getiren askeri-sınaî yapı ve bu yapının finans-kapital ayağı, AB projesinin Almanya-Fransa merkezli bir ulus-devletler yapılanmasına dönüşmesini istiyor.

Bu yapı, neoconlarla birlikte, ABD’de, Obama yönetimi tasfiye edip, Brzezinski’nin ‘İkinci Şans’ kitabında ileri sürdüklerini gerçekleştirerek krizden çıkma stratejisini önüne koymuş durumda.  Brzezinski’nin bu kitaptaki en önemli tespiti, içine Türkiye’yi de alan ve Çin’e kadar uzanan yeni bir “Asya-balkanlaşma” haritası çizmesi. Bu harita, Ankara’dan başlıyor; Arap yarımadasını, K. Afrika kıyalarını oradan da tüm Kafkasya’yı içine alarak, Rusya’nın enerji yatağı bozkırlarından geçiyor ve Çin’e uzanıyor. Bütün bu bölge, bilindiği gibi, ilkönce Baba Bush’un sonra da George W. Bush’un yeni bir Amerikan hegemonyası kurmak için “savaş bölgesi” ilan ettiği yeni balkanizasyon alanıydı.

Brzezinski,  neoconların, bu çok geniş bölgede, ilkönce iç savaşlar sonra da bölgesel bir topyekûn savaş çıkartarak yeni bir hegemonya ve dünya düzeni kurmayı tasarladıklarını söylüyor. Ancak Ortadoğu için, İngilizlerin “sömürgeci-imparatorluk” çözümünün şimdi daha yerinde olacağını ortaya atıyor. Yani balkanlaşmanın sürekliliği ama bu sürekliliğin, işgal ve savaştan ziyade, politik istikrarla sağlanması… Brzezinski’nin bu “politik istikrarı” ve “yumuşak balkanlaştırma” politikası, Brzezinski’ye göre, Amerika’nın ‘ikinci şansı’…

Ama bu aynı zamanda, yolun sonuna gelen, Almanya ve Fransa’nın da son şansı.  Bunun için de Yunanistan’dan başlayan bir AB çözülmesini dayatıyorlar. Ama bu, şu sıralar, ABD’de yeni sektörleri temsil eden Obama yönetimi ve Obama’yı desteklemeye başlayan FED içindeki hâkim yapı sayesinde gerçekleşmiyor. Tabii Avrupa Merkez Bankası’da  (ECB) Draghi ile birlikte, birleşik bir Avrupa politikasını şimdi daha net olarak destekliyor ve dolayısıyla, Obama ve FED’in yanında yer alıyor.

Almanya-Türkiye-Ortadoğu

Geleneksel Alman sermayesi, tıpkı ABD’deki silah, petro-kimya ve otomotiv sanayileri gibi ciddi bir krizin içine yuvarlandığını görüyor ve çıkış için, Brzezinski’nin neoconlara önerdiğine benzer bir yumuşak genişleme politikasını Fransa’yı yanına çekerek yapmak istiyor. Grafiklerde Alman sanayisinin büyüme ve düşen kar oranları çerçevesinde nasıl krize gittiğini görüyorsunuz. Doğu Almanya ile birleşme sonrasına dikkat edin. (1990) Bu yıldan sonra büyüme ve kar oranları geçici olarak artmış ama bu, Almanya’yı kurtarmamış. Şimdi Almanya, tıpkı Doğu Almanya gibi, Yunanistan gibi ülkeleri, başka bir biçimde, yutarak kendi krizini geciktirmeye çalışıyor.

Tabii ki bu hesapların tam ortasında Türkiye var. Türkiye’de bütün bu olup bitenler, Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik büyümesini önlemeye, bu bağlamda yeni Anayasa-demokratikleşme ve AB sürecinin önünü kesmeye dönüktür. Yukarıda anlattığım güçler, Ortadoğu’da kan içen bir İsrail, katil Baas rejimleri, Türkiye’de de bunları destekleyen darbeci alçakları isterler. Durum bu kadar açık ve basit ne yazık ki…