Darbecileri bırakın Sardalya günlerine merhaba deyin!

  • 04 Ağustos 2011 Perşembe

İlk önce bir ekonomi yazarı olarak şu güncel yorumu yapayım: Generallerin emekli olması ya da edilmesi, ‘Yeni Türkiye’de’ artık siyasi değil, bürokratik bir durumdur. Dolayısıyla pazartesi sabahı piyasalarda olağanüstü durum olmayacak. Kurlar, faiz, emtia fiyatları ve borsa yüzünü ABD’deki ‘borç tavanının yükseltilmesi meselesine’ dönecek, gerginlik general kaynaklı değil, ABD kaynaklı olabilir.

Şimdi esas konumuza gelelim; biliyorsunuz İslam âlemi Ramazan ayına giriyor. Ama tam da bugünlerde nüfusunun tamamına yakını Müslüman olan, okyanusa kıyıları olan Somali, okyanusun sonsuz bereketine sırt çevirmiş, açlıkla pençeleşiyor. Nedenini geçen yazıda yazdık. Peki, çaresi nedir; isterseniz çaresini yine denizin bereketi ve o bereketin bize sunduğu Sardalya örneği ile açıklayalım. Hint Okyanusu’nda sardalya yok ama onun yerine geçecek binlerce balık türü var. İşte buyurun açlığa ve yoksulluğa karşı ‘Sardalya Teorisi’

Sardalya bir Akdeniz balığıdır. Bereketlidir. Bizde, biliyorsunuz, Kuzey Ege’de bolca yakalanır. Temmuz-Ekim en lezzetli aylarıdır. Fakir-fukara balığıdır, sardalya. Bol çıkar, hamsiden sonra en çok sardalya çıkar bu denizlerde. Hem de diğer tüm balıklar tezgâhlardan elini eteğini çektikten sonra çıkar. Bu yüzden yoksulun sofrasına yazın Hızır gibi yetişir. Bir de sardalyanın her şeyini yaparsınız. Yani mutfağı zengindir. Kağıt kebabı, buğulaması, pilakisi güzel olur. Ama en iyi, en bereketli, en lezzetli ızgarası olur. Tel ızgarada, kömür ateşinde pişirip ayıklamadan olduğu gibi bir kerede yersiniz. Bu çeşit sardalya kebabının bildik bir adı vardır ki, bunu yerken tabak, sofra, çatal, bıçak gerekmez. Tel ızgaradan olduğu gibi kağıda boşaltılıp yenir. Soğan, sardalya çok lezzetli olduğu için, gerekmez ama olsa iyi olur. Sardalya yalnız sofra balığı değildir. Kurutularak, tuzlanarak saklanır, konservesi yapılır, balık unu olur. Steinbeck, Sardalya Sokağı’nda konserve fabrikalarının olduğu bir sokağın insanlarını anlatır. Onlar sardalya günlerinin insanlarıdırlar. Temiz, çalışkan, mutlu, dostturlar. Arkadaşlık, dayanışma çok önemlidir bu sokakta. Bir başka dünyadır orası. Kapitalizm ve onun krizi canlarını çok yakar, ama dostluklarla örülü o dünyaya krizin acımasız bencilliğini sokmazlar. Onlar sardalya insanlarıdır. Gönülleri denizlerdeki sardalyalar kadar zengindir.

BİR IŞIK: SERBESTİYET VE MALİKİYET

Sardalya’dan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Bir mal ne kadar bol, yararlı olursa, insanlık için, meta olma özelliğini o kadar yitirir. Yani kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki açık o kadar kapanır. Tıpkı sardalya gibi. Ucuz olur, herkes ulaşır, herkes yararlanır. Yoksulluğun düşmanı olur…

Bugün sardalya niye ucuz; çünkü sardalya gıda tekellerinin ilgi alanında değil. Kolay avlanıyor, bu yapılırken teknoloji kullanılıyor ve Akdeniz de üremesi çok yoğun. Ama kapitalizm, Akdeniz’i böyle kirletirse sardalya havyar muamelesi görebilir, yakın gelecekte. Peki, insanlık için bugün sardalyadan daha gerekli bir sürü maddenin üretimini aynı mantıkla ele alabilirmiyiz, alabiliriz ama o zaman tabii ki kapitalizm de olmaz. Zaten amacımız bu.

Burada önemli olan bölüşüm ilişkilerinin piyasa mekanizmasından soyutlanmasıdır. Üretken birimlerin ekonomideki piyasa oyuncularıyla paralel davranması, dünya teknolojisi ve verimliliği düzeyinde rekabet etmesi ancak buralardaki başarıların bireysel fiili gelir akımlarına, ayrı bir sınıfsal kategori yaratacak düzeyde, dönüşmemesi, tekelleşmemesi temel ilke olmalıdır.

Tam burada Bediüzzaman’ın (Said Nursi) malikiyet ve serbestiyet (*) vurgusuna gelebiliriz. Yani malikiyet ama tekelci olmayan yağmaya ve israfa yol açmayan bir malikiyet serbestiyet ama yine yağmacı ve tekelci bir malikiyete yol açmayacak bir serbestiyet.

Bu formülasyon bizce, insanlık tarihinin ekonomide geliştirdiği bütün formülasyonlardan daha önemli bir açılımı hatta bir kopuşu ortaya koyacak önemli bir çıkıştır. Böyle bir hedef, yukarıda belirttiğimiz bolluk ekonomisi anlayışıyla birleştiği zaman tekelci piyasa aleyhine giderek genişleyen bir kamusal (Buradaki kamusal devleti değil sivil olanı anlatır) alanı da yaratacaktır. İşte Sardalya Teorisi budur. Bu anlayış, devleti ve planlamayı merkeze oturtmadığı için, özgürlükçü-ümmete varan- yeni bir anlayışı temsil eder.

(*) Malikiyet ve Serbestiyet Devri; Cemil Ertem; Köprü Dergisi Sayı:114;S:93