Resim geleceği anlatabilir mi?

  • 10 Mayıs 2012 Perşembe

Bugün resim sanatı yalnız sanatsal bir faaliyet olarak geleceğini anlatmıyor gelecekte neyin daha değerli, az bulunur olacağını da anlatıyor. Dünyanın ve tabii giderek evrenin kaynakları herkesin ve herkese yetecek kadardır. Kaynaklar aslında kıt değildir. Onu kıt yapan adaleti bulamayan sosyal ve iktisadi düzenlerdir. Kaynakları kıt, ulaşılmaz ve herkese yetmeyecek hale getiren bütün sistemler insanlık dışıdır; insanın doğasına, özüne aykırıdır. O zaman gelecekte kıt olacak sadece ve sadece biricik olan sanat eserleri olacaktır.

Ama sanat ve sanatçı, yalnız bu niteliğiyle sürekli değerlenen, ender, tek olanı oluşturmaz; aynı zamanda hem çağını -gerçek anlamda- görür hem de geleceği anlatır. Bilirsiniz Picasso’nun hikayesi 20. yüzyılın hikayesidir.

Korku ve o korkuyu yaratan zalimi aynı anda gösterebilmek Picasso’nun sırrıydı. Picasso’nun görünmeyeni gösterme becerisinin ve sırrının en önemli örneği ve başlangıcı olan Avignonlu Kızlar tablosu, bugünlerde, 105 yaşına girdi.

Avignon, Barselona’da genelevin olduğu bir meydan. Avignonlu kızlar da Avignon Genelevi’nin kızları. Picasso’nun kızları, bakışlarıyla çok şeyi anlatır. Onlar, katillerinin gözlerinin içine bakmayı becerirler.

Picasso’nun 1911-1914 yılları arasında geliştirdiği kübizmin, yeni gerçekçi anlayışı, tam da madde ve gerçekliğin yorumlanmasında yeni bir eşiğe gelindiği döneme rastlar. 20. yüzyılı belirleyen bu eşik, emperyal ulus-devletleri ve faşizm zamanlarını insanlığın önüne çıkartır. İspanya ve Picasso, emperyalizmin çemberinde yaklaşan iç savaşın ve faşizmin tanıkları olacaklardı sonraki yıllarda. 1937’de Franko faşizmi, Picasso’ya Guernica’yı yaptırtacaktı. Picasso, Guernica için “İspanyol askeri yönetimine duyduğum korkuyu göstermeye çalıştım” der. Şimdilerde kriz içindeki İspanya yeni bir Picasso çıkartır mı bilemem ama bugün krizde sanat eserleri özellikle resim piyasası çok güvenilir bir yatırım aracı. Gelişmekte olan ülkelerde   -mesela Çin’de- genç ressamlar hatırı sayılır prim yapıyor.

Sanat hemen her zaman, geri dönüşü yüksek bir yatırım aracı olarak görüldü. Sanatın yatırım değerini anlatmak için sıkça verilen bir örnek var: 1897’de 50 dolara satın alınan Van Gogh’un ‘Doktor Gachet’ portresi, birçok eli dolaştıktan sonra 1990’da New York’da düzenlenen bir müzayedede 82.5 milyon dolara satıldı.

Küresel rezerv paraların kağıt olma yolunda ilerlediğini, altının ne olacağının belli olmadığı, borsaların hatta ülkelerin borç senetlerinin yatırım aracı olmaktan çıktığı bir dönemde resim sanatı, yatırım aracı olarak da yukarı çıkacak.

Portföy teorisi, fiyatın ilgili tüm pazar bilgisini barındırması gerektiğini, aksi takdirde kâr fırsatının gerçekleşmeyeceğini ve bunun da rasyonel olmadığını söyler. Küresel sanat pazarı da giderek portföy teorisine uygun hale geliyor. Uzun zaman boyunca, Batıda sanat pazarı gerçek fiyatların bilinmediği ‘seçkinlere özel’, kapalı bir pazar olarak kaldı.

Ancak şimdilerde ciddi fiyat endeksleri oluşmuş durumda. Burada ciddi bir başlangıç noktası 1985’te ortaya çıkan ve dünya sanat piyasasındaki fiyat hareketlerini ölçmeyi amaçlayan, 500 endekslik Sanat Pazar Araştırması’dır (AMR). AMR, dünya çapındaki müzayede verilerine dayanır; 1.000 farklı sanatçıyı ve 300 ayrı alanı kapsar. AMR ve benzer çalışmalar sanat fiyat endekslerine öncülük ettiler.

———————
Sanat endeksi neden gerekli?

Kökeni 18. yüzyıla dek giden hedonik regresyon modeli de giderek yaygınlaşıyor.

Sanat fiyat endeksleri içinde,  Amerikan MEI/Moses Endeksi, Tüm Sanat Endeksi (AAI), Standard & Poor 500 (S&P 500), İngiliz Sanat Pazar Araştırması (AMR), İngiliz Sanat Satış Endeksi (ASI), Fransız Sanat Fiyat Endeksi (API), İtalyan Sanat Endeksi Gabrius (AIG), İtalyan Nomisma vb. sayabiliriz. Bu endeksler sermaye değer fiyatlama modeli (CAPM) gibi genel kabul gören modeller kullanıyor. Türkiye’de ise resim sanatına, giderek gelişen bir ilgi ve gelecek vaat eden genç sanatçılar var. Ama tabii ki bir resim-sanat endeksimiz yok. Şu sıralar Türkiye’de resim sanatının Türkiye’nin sınırlarını aşması gerek. Ama bunun için ciddi bir ölçüm müessesine ihtiyaç olduğu açık.

‘Genç ressamlarımızdan Nur Gürel’den Haydarpaşa… İstanbul küresel bir metropol olurken tarihi dokusunu, geçmişin görkemini koruyacabilecek mi? Nur Gürel Haydarpaşa ile bu soruya yanıt arıyor.’