Türkiye’nin dış politikası nasıl belirleniyor?

  • 15 Ekim 2011 Cumartesi

Başbakan’ın dünkü Kızılcahamam konuşmasında yine yeni Anayasa vurgusu güçlüydü.  Dünkü konuşmadan beni aklımda kalan iki temel vurgu oldu. Birincisi yeni Anayasa’nın 29 yıldır devam eden darbe sürecine son noktayı koyacak bir başlangıç olacağı ve bu başlangıcının (Anayasa’nın) milletçe yapılacağı.  Başbakan’ın ikinci önemli çıkışı da, dünyada yeni bir dönemin başladığını ve bunun parti olarak farkında olduklarını ısrarla söylemesidir.

Bu farkındalığın aslında şu sıralar Türkiye’nin giderek belirginleşen dış politika değişimine yansıdığını izliyoruz. Esad’ın, geçen hafta Şam’da düzenlediği naylon gösteri,  Esad ve Baas rejimi konusunda kafası karışık olan muhalefetin kafa karışıklığına son verdiğini söyleyebiliriz.  Başta CHP olmak üzere bilumum nasyonal sosyalist cenahın, bu Baas rejimi için, ‘içerideki’ El-Muhaberat gazetecileri çizgisinden, bundan sonra da, şaşmayacağından şüpheniz olmasın.

Mesela Hüsnü Mahalli, öteden beri Türkiye’nin Suriye ve diğer Baas rejimleri politikasının (dolayısıyla yeni dış politikasının)  hem Batı’nın hem de ‘çağdışı’, karanlık Arap rejimlerinin ‘gazıyla’ şekillendiğini söyleyip duruyor. Burada tabii ki Hüsnü Mahalli’ye göre, çağdışı ve karanlık Arap rejimleri, petrol zengini körfez ülkeleri; kesinlikle kendi halkını katleden, çoluk-çocuk demeden en ufak gösteriye ateş açan, ülkesinin petrol gelirlerini, eş-dost-akrabadan oluşan bir azınlık oligarşisine peşkeş çeken Baas rejimleri karanlık rejimler olmuyor. Şöyle yazıyor Mahalli; ‘Arap Baharı’ rüzgarı poyrazdan sert esmemiş olsaydı belki de bugün Türkiye’nin bölgesindeki prestij, saygınlık ve gücü çok daha farklı bir düzeyde olacaktı. Türkiye’nin Suriye ile dostluğu belki de tarihsel bir projeyi gerçekleştirmiş olacaktı. Sünni ve İslamcı AK Parti, laik Alevi Esad’ı dönüştürecek ve tüm kesimleriyle Suriye halkı, Türkiye’nin demokratik sürecinin bir parçası olacaktı.’

Tarih bize göstermiştir ki, halkların beklenmedik rüzgârı, en çok eski rejimin istihbarat örgütlerini şaşırtır. Şaşırırlar ve hep aynı şeyleri yaparak, söyleyerek durumu kontrol edeceklerini sanırlar. Hüsnü Bey’de aslında şaşırmış ama şaşkınlığını beyhude bir hayıflanmayla örtmeye çalışıyor: Çok komik; Mahalli’ye göre, Arap Baharı bu kadar sert olmasaymış Türkiye’nin bölgesindeki prestij ve gücü çok farklı olacakmış. Bu farklılıkta, Türkiye’nin, Ortadoğu tarihinin en kanlı Baas rejimlerinden biriyle ‘tarihsel bir proje’ gerçekleştirmesine yol açacakmış.

Ortadoğu ‘uzmanı’ öyle mi?

Mahalli’nin anlatmak istediği, İsrail ve Batı karşıtı bir Türkiye-Baas rejimleri ittifakı ise bırakın bunun konjoktürel açıdan saçmalığını, bugün Ortadoğu’nun dinamikleri ve bu dinamiklerin küresel krizle (dönüşüm) buluşması açısından da bu, düşünülemeyecek kadar saçma bir çıkarım.  (Mahalli gibiler, İsrail ve Suriye’nin, tıpkı bir zamanlar Sovyetler-ABD gibi, birbirine düşman olduğunu sanıyor; hayır bunlar, tıpkı soğuk savaştaki ABD-Sovyet ittifakı gibi, birbirlerini ayakta tutan örtülü ittifaklar-bloklardır.)

Birde Mahalli, yıllardır bu ülkede kendisini Ortadoğu uzmanı diye tanıtıp yazıyor; peki sizce böyle biri niye iktidar partisinden bahsederken başına ‘Sünni ve İslamcı ‘ nitelemesini koyar. Bunu yarı cahil-oryantalist- lobici batılı yazarlar bile yapmıyor. Sayın Mahalli, Ak Parti’nin hangi programında, söyleminde bu vurguyu gördünüz; vereceğiniz yanıtı biliyorum, ama sosyolojik ve siyasi olarak da Ak Parti böyle bir parti değil ki… Bu nitelemeyi, böyle kör gözüm parmağına yazacak kadar cahil olamazsınız o zaman neyi anlatmak istiyorsunuz? Yoksa Esad gibiler nasıl Suriye’de bir azınlığın şiddete dayalı iktidarıysa, Ak Parti’de, Türkiye’de yalnız Sünni Müslümanların iktidarı mı demek istediniz. Bırakın Ak Parti’yi Türkiye’de hiçbir siyasi parti ya da iktidar, örtülü olarak, bir dini kesimin sözcüsü olduğunu söyleyemez çünkü Türkiye’nin iktisadi-siyasi, sosyolojik gerçekleri, batının sınırlarını çizdiği Ortadoğu coğrafyasından çok farklıdır. Türkiye’de partiler, batıda olduğu gibi, sınıfsal, toplumsal, tarihi temeller üzerine oturur.  Size bir tavsiye, böyle provakatif nitelemeler yapmamanız en iyisi, çünkü kim olduğunuzu iyice açığa çıkartıyor.

Mahalli gibiler şunu hiçbir zaman anlamayacak: Türkiye ‘eski’ Türkiye değil artık… Türkiye, Baskın Oran’ın çok yerinde nitelemesiyle, bir eksen devlet.  Bir tarafları kırık petrol zengini şeyhlerin ya da pusulasını kaybetmiş batının gazıyla dış politikanın belirlendiği günleri geçtik…