Türkiye tarihinin yeni dönemi…

  • 10 Temmuz 2018 Salı

Türkiye bugün itibarıyla başkanlık sistemini çalıştırmaya başladı.

Dün yapılan yemin töreni ve açıklanan kabine, Cumhuriyet tarihimizdeki en önemli başlangıçlardan biri olarak tarihe geçmiştir.

Bu anlamda 9 Temmuz 2018 Cumhuriyet tarihindeki müstesna yerini almıştır.

Türkiye’nin bu tarihi adımı ve başkanlık sistemine geçiş kaçınılmazdı. Ancak zamanlama açısından da tam zamanı diyebiliriz. “Dün erkendi, yarın çok geç, bugün tam zamanı…” Bu çok ünlü deyiş, Türkiye’nin bu tarihi adımını anlatır mı bilmiyorum ancak, bu geçiş için, “Yarın çok geç olacaktı” diyebilirim.

Neden şimdi?

Öncelikle ilk sanayi devrimiyle başlayan (18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl) ve iki yüzyıla yakın bir zaman diliminde, Britanya’nın sömürgeci önderliğinde, şekillenen süreç dahil olmak üzere, 20. yüzyılın büyük krizlerini, savaşlarını ve bütünüyle Soğuk Savaş’ı kapsayan tarihsel evre şu sıralar sona eriyor.

Avrupa tarafına önce sanayi devriminin ilk sarsıcı dalgaları geldi, sonra Avrupa’nın imdadına Soğuk Savaş’ın yıkılan duvarları yetişti. Başta Doğu Almanya olmak üzere, “Demirperde” ülkeleri Avrupa’nın merkez ülkeleri tarafından ilhak edildiler ve bu tarihi geçiş, Avrupa Birliği’nin krizini geçici bir süre erteledi. Ama Avrupa için bu zaman da doldu. İngiltere’nin Brexit sürecini, hiç şüpheniz olmasın ki, güney Avrupa dalgası takip edecektir. İtalya, Portekiz, İspanya ve hatta Fransa bugün AB’de geçerli olan para ve maliye sistemiyle devam edemez.

Euro, gerçekte AB’nin parasal bütünlüğünü sağlayan bir para birimi olarak doğmadı, tam aksine, euro’nun iki işlevi vardı. Birincisi, 2. Dünya Savaşı sonrası geliştirilen ve genel eşdeğeri (Temel Rezerv Parası) dolar olan Bretton-Woods sistemi topallamaya başlamıştı ve euro doların koltuk değneği olma işlevini üstlendi. İkincisi ise, başta Doğu Almanya olmak üzere, Demirperde ülkelerinin yükünü üstendiği düşünülen Almanya’nın, kurtarıcısı olarak, AB içindeki parasal sömürü ve egemenlik aracı olma işlevini üstlendi Euro para sistemi.

Böylece Eurozone diye bir kavram çıktı ve bu kavram, başından beri -Britanya hariç olmak üzere- Almanya hegemonyasında bir AB tanımlıyordu. Böyle bir AB’nin ilk ekonomik krizle birlikte çözülmeye başlayacağı, Türkiye gibi güçlü eksen ülkeleri ısrarla dışarıda tutacağı çok belliiydi. Nitekim öyle de oldu; önce İngiltere Brexit sürecini ilan etti ve bu sürecin şimdi kaderi Türkiye’nin ellerindedir. Çünkü başkanlık sistemiyle güçlenmiş, karar alma mekanizmaları ve devlet refleksleri hiçbir gecikmeye yol açmayacak bir Türkiye var artık.

“Başkanlık” sistemine geçişle “ekonomi” öncelikli gündem olacak. Yapısal sorunlara çözüm için “acil reform programı” yolda

Yeni bir dönem…

Bu açıdan Türkiye’nin dün başlayan yeni dönemini AB için de yeni bir dönem olarak anlatabiliriz. Ama yalnız AB için bunu söylemek yetersiz olur. Örneğin, büyük ölçüde, 2. Dünya Savaşı sonrası ABD önderliğinde oluşturulan ve Soğuk Savaş koşullarında olgunlaşan NATO, BM gibi örgütler ve bu örgütlerin şimdilerde temsil ettiği paradigma için de aynı şeyi söyleyebiliriz: “Türkiye’nin bu tarihi adımı, tarihi Atlantik uzlaşısının da sonunu gösteren bir gelişmedir. Pasifik Asya’nın 90’ların sonunda belirginleşen ve giderek hızlanan ekonomik yükselişi tam şimdi, Avrasya tarafına, Türkiye üzerinden gelmeye hazırlanıyor. Bunun için Çin’in, yüzyılın en büyük dönüştürücü projelerinden biri dediği “Tek kuşak, tek yol” projesinin iktisadi ve siyasi olarak yapıcı ülkelerinden biri bugün Türkiye’dir. Öte yandan, Rusya ve diğer Ön Asya ülkelerinin enerji kaynaklarını Akdeniz, Karadeniz ve Anadolu yarımadası üzerinden Avrupa ana karasına ulaştıracak yegâne ülke Türkiye’dir.

Yeni sanayi devriminin temel dinamiği teknolojinin yatay paylaşımı ve yoğun talebi, yaygınlaştırılması üzerinden temellenmektedir. Böyle olunca, genç dinamik, teknolojiye kolay erişen hatta onu yeniden üreten nüfus bileşenlerine sahip Türkiye gibi ülkeler bu dönemde avantajlıdır. Türkiye’nin başkanlık sistemi, ekonomide bu dinamiği yakalayarak onu doğrudan üretim potansiyeline dönüştürecek kurumları ve yatırım ortamlarını geliştirmeye elverişlidir.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye, başkanlık sistemine geçmek için biraz daha geç kaysaydı, yeni sanayi devrimi trenini de kaçırmış olacaktı.

Zarfa değil, mazrufa bak!

Bu açıdan, dün açıklanan kabineyle ilgili yorumlarda eskinin alışkanlıklarını devam ettirmeyelim. Eski parlamenter sistemde kişiler, çoğu kere, sistemin önüne geçiyordu. Örneğin, karşınızda bir duvar gibi duran “bürokratik oligarşiyi” aşma becerisini, kişisel inisiyatifi ve siyasi öngörüsüyle, aşma becerisini gösteren bakanlar başarılı oluyordu. Şimdi sistemin kendisi bunu yapıyor.

Oluşturulan Cumhurbaşkanlığı kurumları dinamik bir devlet işleyiş mekanizması vaat ediyor.

Bu açıdan yeni sistemde isimler değil, kurumlar tartışılmalıdır. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Strateji ve Bütçe Başkanlığı böyle bir kurumdur. Bu kurum, bütçeyi yapacağı gibi, geçmişteki Kalkınma Bakanlığı’nın (Daha önce DPT) işlevlerini üstlenecektir. Ekonomiyle ilgili bakanlıkların (bakanların) ise çok isabetli olarak, Türkiye’nin yeni yol haritasına uygun ve yapısal sorunlarını kökten çözmeye dönük olarak belirlenmiş olduğunu görüyoruz.

Ekonomideki ilk adımlara gelince, hiç şüphesiz ki ekonomi bundan sonra birinci öncelikli gündem maddesidir. Başta enflasyon ve işsizlik olmak üzere, temel yapısal sorunlara kalıcı çözümler doğrultusunda çok güçlü adımlar atılmasını ve acil bir reform programının ilan edilmesini bekliyorum. Para ve maliye politikalarının uyumunu en üst düzeyde sağlayacak adımlar, zaten atılmaya başlanmıştı ama bunlar daha da hızlanarak devam edecektir.

Yeni dönem, Türkiye’ye ve tüm mazlum halklara hayırlı olsun… Bu adım, aynı zamanda, barış ve refah adımıdır; barış ve refah dönemi kutlu olsun!